Atatürk Ve Mu
Uygarlığı,
Gazi
Mustafa Kemal Atatürk'ün en çok üzerinde durduğu konulardan biri
de Türklerin ve Anadolu insanının kökeni ve atalarıydı.
Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk'ün bu konuya olan ilgisi
artarak devam etti ve bu amaçtan yola çıkarak Nisan 1930'da "
Türk Tarih Kurumunu" kurdu.
Atatürk'ün
Anadolu halkının köklerinin Orta Asya'ya dayandığı konusunda
şüphesi yoktu; ama O,bu konuda daha derin bilgilere ulaşmak
istiyordu.Türklerin kökeni Orta Asya'ya uzanıyordu ama Orta Asya
haklarının kökleri nerelere uzanıyordu acaba?
1930'lu yılların başında emekli General Tahsin
Mayatepek ,Güney Amerika medeniyetlerinden olan Maya halkının dil
ve kültürleriyle Anadolu ve Orta Asya kültürleri arasındaki
benzerlikleri anlatan bir raporu Atatürk'e sundu.Raporu inceleyen
Atatürk,konu hakkında daha kapsamlı araştırmalar yapmak üzere
Tahsin Mayatepek'i Meksika'ya ateşe olarak atadı.Tahsin Mayatepek
Meksika'da yoğun araştırmalar yaptı.
Araştırmalar ilerledikçe karşılaştığı bilgi ve
veriler başka yönlere kaymaktaydı.
William
Niven'ın Meksika kazıları sonucu elde ettiği- günümüzden
13.000-15.000 yıl öncesine ait-tabletlerin deşifrelerinden,daha
sonra da James Churchward'ın Hindistan'da bulduğu eski tabletlerin
tercümelerinden haberdar oldu.Durumu öğrenen Atatürk,bu bilim
adamlarının eserlerinin dilimize çevrilmesini istedi.O zamanın
şartlarında 60 kişiden oluşan bir kurul tarafından bu eserler
çevrilerek Atatürk'e sunuldu.Kitapların tam metinlerinin yanı
sıra Tahsin Mayatepek ve diğer araştırmacıların hazırladıkları
raporlar da pek çok resim ve belgelerle birlikte Atatürk'e
ulaştırıldı. Maya,
Aztek ve Inka uygarlıklarının Türkler'in kullandigi esyalara
benzer esyalar kullandığı Atatürk'e iletilmişti. Davullar,
kalkanlar üzerlerindeki ay ve yıldız sembollerine kadar
bizimkilere benziyordu. Tahsin Mayatepek, çalışmalarını belge ve
fotograflarla 3 ciltlik defter olarak toplayarak
Atatürk'e
gönderdi. Bunların ikisi 70'lere kadar TDK kütüphanesinde idi.
(No:57-56) Üçüncü defter kayıptır. Bu defterlerde dini tören,
ibadet ve tapınakların bile şaşılacak kadar benzerligi
gösteriliyordu. Bu
konuda hazırlanmış raporların her biri , Orta Amerika kültürü,
Mu kıtası, tüm dünyadaki tek tanrı inancı, Türk dili ile Maya
dili arasındaki benzerlikler hakkında önemli çalışmaları
içermektedir.
Raporda Mu’ya ait bazı sembolleri açıklayarak
dünyanın dört bir yanına dağılan uygarlıkları da anlatıyordu:
1.Kol: Bu kolu, Mu’dan
‘Maya’ namıyla çıkarak Asya’nın doğu kıyılarına ayak
bastıktan sonra ‘Uygur’ namı alan Mu çocukları teşkil
etmektedir.
2.Kol: Bu kolu teşkil eden
Mu çocukları gemilerle ve ‘Maya’ namıyla çıkarak Hindi Çini
kıyılarına çıkmışlar ve oradan ‘Burma’ kıtası
istikametinden Hindistan’a girerek oralarda, ‘Naga Maya’ namını
alıp, bu namda büyük bir imparatorluk vücuda getirmişlerdir ve
bu devlet 200 bin sene devam ettikten sonra yok olmuştur. Bu
insanların bir kısmı Hindistan’ın batısından gemilerle Basra
Körfezi’nin kuzeyinde Fırat Nehri deltasına girerek, bu yerlere
‘Akad’ ve daha kuzeye ilerleyerek bu havaliye de ‘Sümer’
adını vermişler ve kendileri de bu namı almışlardır.
Churchward’ın
yapıtı kaynak gösterilerek nakledilen bilgiler arasında şu
satırlar da yer alıyordu: ”Uygur İmparatorluğu ortadan
kalkmadan önce Türk İmparatorluğu’nun mevcut olmadığı ve bu
imparatorluğun, Uygur İmparatorluğu’nun yukarıda açıklanan
felaketlerle son bulmasından sonra, 10-11 bin sene evvel ortaya
çıktığı ve ırktaşlarımız olan Akadlar’la Sümerler’in
Orta Asya’dan değil, doğrudan doğruya 70 bin sene evvel Mu
kıtasından çıkıp Hindi Çini, Burma, Hindistan yolu ile evvela
Fırat deltasına ve müteakiben Mezopotomya arazisine
yerleştikleri anlaşılmaktadır.
Raporların
etkileyici bilimselliğini sergilemek için, Mayatepek’in Capul
Tepek Parkı’nı ziyaretinden sonra yazdığı son rapordaki şu
sözler yeterlidir: ‘Capul Tepek, Aztek dilinde Çekirge Tepesi
demektir. Çekirgeler Capul (yağma) ettiğinden, ‘çapul’un eski
Türklere yağma manasında geçmiş olması muhtemeldir’. Güneş
ayinlerini izleyen Mayatepek, aynı raporda, ‘Bunların aynen
Mevleviler gibi, birbirine dokunmamaya itina ederek dönmeleri ve
nısfiyelerin Hüseyni ve Hicazkari Kürdi çeşnisinde nameler
çalması ve kudümlerin de Mevlevi temposu ile çalınması pek
ziyade hayretime mucip olmakla, Mevlevi ayininin bütün
teferruatının Güneş kültünden alınmış olduğundan şüphem
kalmadı’ diye yazar.
Atatürk, Mayatepek’in James Churchward’ın
çalışmaları hakkındaki bilgileri aktarmasından sonra kendisini
Türkiye’ye davet etmiş, Ancak James Churchward’ın yaşı
nedeni ile bu ziyareti gerçekleşememiştir. Ancak Atatürk
çalışmalarını desteklemiş, O'nun kitaplarını Türkçe’ye
çevirtmiş, bunun yanında da Maya kültürü ile Türk kültürü
arasındaki folklorik bağlantıları incelemiştir.
Atatürk,çeviriler üzerinde uzun süre durup notlar
almıştır. Özellikle insanın yaratılışı,Mu'nun insanlığın
ana yurdu oldupu,nüfusunun 60 milyon olduğu,ilk insanın orada
yaratıldığı,Mu'nun batış nedenleri ve göçleri,kolonileri;
Orta Asya ,Uygurlar ve Türklerle ilgili kısımları altını
çizerek okumuştur. Ayrıca Mu kökenli özel ad ve sıfatlar ve
bunların öz Türkçe'yle karşılaştırılmaları,Mu'nun yönetim
biçimi ve güneş enerjisinin aydınlatmada kullanılması gibi
konulara eğilmiştir.
Atatürk'ün okuduğu James Churchward
eserleri,Anıtkabir'deki Atatürk'ün kitaplarının bulunduğu
bölümde durmaktadır.Kitapların Anıtkabir Kütüphane numaraları:
ingilizceleri 188,200,1301,1302 numaralarda,çevirileri ise 1482
,1483,1484 ve 1485 numaralarda kayıtlıdır.
Atatürk'ün bu eserleri okuduğunu gösteren en
önemli belgelerden biri de " Özel işaretleri,uyarıları ve
düştüğü notlar ile Atatürk'ü Okuduğu Kitaplar"(Gürbüz
Tüfekçi,Ankara 1983 ,Türkiye İş Bankası Yayınları) isimli
kitabın 376-395 sayfaları arasında yer almaktadır.Bu sayfalarda
Atatürk'ün tercümeler üzerinde aldığı notlar bulunmaktadır.
Atatürk'ün özelliği,o yıllarda Türklüğün asıl
yapısı ve geleceği adına kimsenin bilmediği ihtimallere uzanmış
olmasıdır. Orta Asya'yı,insandlığın beşiği sayma duygusu
içinde,o günlerin kervan yollarını da asla unutmamıştır. Bu
duygularla kısacık hayatı içinde aynı hedefe dönük birçok
yakınını görevlendirmiştir.Hasan Tahsin Mayatepek,Bedri Tahir
Şaman,Remzi Oğuz Arık,Necip Asım Yazıksız,Zeki Velidisi Togan
ilk akla gelen isimler arasındadır.
Atatürk'ün
6 ay gibi bir sürere Türkçe'yi Latin harflerine kavuşturacak
kadar bilgili ve yetenekli oldugu düsünülürse, onun kesinlikle
sıradan bir dilbilimci ve tarihçi oldugu düsünülemez. Öyleyse
bu araştırmaları da sıradan bir merak olamazdı.O, neyi nerede
arayacağını herkesten iyi biliyordu. Bugün Atatürk'ün gizli
kalmış düşünceleriyle birlikte bu araştırmalar da Anitkabir'in
sessizliğinde uyumaya devam ediyorlar. Eğer gerçekten var olduysa,
Mu Kıtası'nın kalıntılarının Pasifik'in derinliklerinde
durduğu gibi...
E.
2012
Kaynakça:James
Churchward Batık Kıta Mu'nun Çocukları
http://www.yarindansonra.com/mayatepek_incelemesi.htm