Thursday, January 24, 2013

Demokrasi şehitlerine saygıyla...

ŞEHİTLER …ŞEHİTLERİMİZ… H.Oğuz Erbatu

“Kahramanı kadar Haini de bol bir milletiz.” demişti Atatürk Başkumandanlık görevinden almaya çalıştıklarında…Aklımda böyle kalmış. Ama şöyle bir düşündüm de ; hainden de bol ve çok ,ama çok, şehidimiz var bizim.
Emperyalistlere karşı tarihin ilk Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın verildiği bu topraklarda, Kurtuluş Savaşı’ndan başlayarak ne çok şehit vermişiz! Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana geçen 90 yıldan beri de şehit vermeye devam etmişiz: Çanakkale Şehitleri , Kurtuluş Savaşı Şehitleri, Devrim Şehitleri, Basın Şehitleri, Demokrasi Şehitleri, Cumhuriyeti, Atatürkçülüğü ve Laikliği savunurken şehit edilenler…Teröre kurban verdiğimiz gencecik şehitlerimiz ,görevi başındayken terörün aramızdan aldığı öğretmen ,subay ,polis, din adamı ,sivil vatandaşlardan şehitlerimiz…Ermeni terörüne kurban verdiğimiz diplomat şehitlerimiz…Bilim Adamı ,Öğretim Görevlisi, Hukukçu, Sendika Başkanı, Emniyet Müdürü şehitlerimiz…1980 öncesi çeşitli şekillerde yitirdiğimiz ;idam sehpalarında ya da kör kurşunlarla bizden koparılıp alınan gencecik şehitleriniz ve daha niceleri…
…Ve gazilerimiz, gazilerimiz, gazilerimiz…
Ne çok şehidimiz var bizim! İsimlerini yazmaya kalksak ,sayfalar dolusu…ciltler dolusu…Hasan Tahsin’den Abdi İpekçi’ye, Taylan Özgür’den Deniz Gezmiş’e ,Cevat Yurdakul’dan Eşref Bitlis’e ,Uğur Mumcu’dan Turan Dursun’a, Çetin Emeç’ten Ahmet Taner Kışlalı’ya, Kemal Türkler’den Gaffar Okkan’a, Kubilay’dan Muammer Aksoy’a ,Onat Kutlar’dan Necip Hablemitoğluna, Bahriye Üçok’tan Cavit Orhan Tütengil’e…Ve daha niceleri…
Bunca şehidin içinde 1990lı yıllarda faili meçhul cinayetlere kurban verdiğimiz şehitlerimiz var ki, bu yazının asıl konusudur.
Muammer Aksoy’la başlayıp Çetin Emeç, Turan Dursun, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Onat Kutlar, Ahmet Taner Kışlalı, Gaffar Okkan ve Necip Hablemitoğlu …
Bu aydın, bilim insanı, yazar, gazeteci ve emniyet müdürü insanların ortak özelliği neydi? Adına terör deyip geçtiğimiz , tetikçileri yakalansa bile arkasındakilerin bir türlü açığa çıkartılamadığı oluşum neden bu insanları hedef seçmişti? Neydi onları hedef haline getiren?
Kısa bir inceleme yapılırsa kolayca anlaşılabilir ki ; bu insanlar karanlığa karşı aydınlığı, irticaya karşı laikliği, eli kanlı kör teröre karşı ülkesinin yurttaşlarının huzurunu ,güvenliğini, Cumhuriyeti ,Atatürkçülüğü, Atatürk İlke Ve Devrimlerini, sanatı insan sevgisini, ülkesinin, ulusunun çıkarlarını ,yurtta ve dünyada barışı savundukları için hedef olmuşlar, hedef gösterilmişler ve katledilmişlerdir.
Prof. Dr. Muammer Aksoy Atatürkçü Düşünce Derneğinin kurucu üyesi ve ilk genel başkanıydı. Ahmet Taner Kışlalı derneğin genel başkan yardımcılığını yapmıştı .Kalpaksız kuva-i milliyeci olarak bilinen Uğur Mumcu ,kendi deyişiyle Muammer Aksoy’la baba-oğul ilişkisi içinde ve aynı görüşleri savunan bir aydındı. Ve diğerleri…Bir ortak özellikleri de Cumhuriyet Gazetesi yazarları olmalarıydı. Bu aydın ,gazeteci, yazar ,bilim insanları Cumhuriyeti savunuyorlardı ,Cumhuriyet düşmanlarınca öldürüldüler.
H.Oğuz Erbatu
A.D.D Yayın Kurulu Ve Yönetim Kurulu Üyesi.

Tuesday, January 15, 2013

Atatürk Ve Mu Uygarlığı,

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün en çok üzerinde durduğu konulardan biri de Türklerin ve Anadolu insanının kökeni ve atalarıydı. Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk'ün bu konuya olan ilgisi artarak devam etti ve bu amaçtan yola çıkarak Nisan 1930'da " Türk Tarih Kurumunu" kurdu.
Atatürk'ün Anadolu halkının köklerinin Orta Asya'ya dayandığı konusunda şüphesi yoktu; ama O,bu konuda daha derin bilgilere ulaşmak istiyordu.Türklerin kökeni Orta Asya'ya uzanıyordu ama Orta Asya haklarının kökleri nerelere uzanıyordu acaba?
1930'lu yılların başında emekli General Tahsin Mayatepek ,Güney Amerika medeniyetlerinden olan Maya halkının dil ve kültürleriyle Anadolu ve Orta Asya kültürleri arasındaki benzerlikleri anlatan bir raporu Atatürk'e sundu.Raporu inceleyen Atatürk,konu hakkında daha kapsamlı araştırmalar yapmak üzere Tahsin Mayatepek'i Meksika'ya ateşe olarak atadı.Tahsin Mayatepek Meksika'da yoğun araştırmalar yaptı.
Araştırmalar ilerledikçe karşılaştığı bilgi ve veriler başka yönlere kaymaktaydı.
William Niven'ın Meksika kazıları sonucu elde ettiği- günümüzden 13.000-15.000 yıl öncesine ait-tabletlerin deşifrelerinden,daha sonra da James Churchward'ın Hindistan'da bulduğu eski tabletlerin tercümelerinden haberdar oldu.Durumu öğrenen Atatürk,bu bilim adamlarının eserlerinin dilimize çevrilmesini istedi.O zamanın şartlarında 60 kişiden oluşan bir kurul tarafından bu eserler çevrilerek Atatürk'e sunuldu.Kitapların tam metinlerinin yanı sıra Tahsin Mayatepek ve diğer araştırmacıların hazırladıkları raporlar da pek çok resim ve belgelerle birlikte Atatürk'e ulaştırıldı. Maya, Aztek ve Inka uygarlıklarının Türkler'in kullandigi esyalara benzer esyalar kullandığı Atatürk'e iletilmişti. Davullar, kalkanlar üzerlerindeki ay ve yıldız sembollerine kadar bizimkilere benziyordu. Tahsin Mayatepek, çalışmalarını belge ve fotograflarla 3 ciltlik defter olarak toplayarak
Atatürk'e gönderdi. Bunların ikisi 70'lere kadar TDK kütüphanesinde idi. (No:57-56) Üçüncü defter kayıptır. Bu defterlerde dini tören, ibadet ve tapınakların bile şaşılacak kadar benzerligi gösteriliyordu.
Bu konuda hazırlanmış raporların her biri , Orta Amerika kültürü, Mu kıtası, tüm dünyadaki tek tanrı inancı, Türk dili ile Maya dili arasındaki benzerlikler hakkında önemli çalışmaları içermektedir.
Raporda Mu’ya ait bazı sembolleri açıklayarak dünyanın dört bir yanına dağılan uygarlıkları da anlatıyordu:

    1.Kol: Bu kolu, Mu’dan ‘Maya’ namıyla çıkarak Asya’nın doğu kıyılarına ayak bastıktan sonra ‘Uygur’ namı alan Mu çocukları teşkil etmektedir.

    2.Kol: Bu kolu teşkil eden Mu çocukları gemilerle ve ‘Maya’ namıyla çıkarak Hindi Çini kıyılarına çıkmışlar ve oradan ‘Burma’ kıtası istikametinden Hindistan’a girerek oralarda, ‘Naga Maya’ namını alıp, bu namda büyük bir imparatorluk vücuda getirmişlerdir ve bu devlet 200 bin sene devam ettikten sonra yok olmuştur. Bu insanların bir kısmı Hindistan’ın batısından gemilerle Basra Körfezi’nin kuzeyinde Fırat Nehri deltasına girerek, bu yerlere ‘Akad’ ve daha kuzeye ilerleyerek bu havaliye de ‘Sümer’ adını vermişler ve kendileri de bu namı almışlardır.
         Churchward’ın yapıtı kaynak gösterilerek nakledilen bilgiler arasında şu satırlar da yer alıyordu: ”Uygur İmparatorluğu ortadan kalkmadan önce Türk İmparatorluğu’nun mevcut olmadığı ve bu imparatorluğun, Uygur İmparatorluğu’nun yukarıda açıklanan felaketlerle son bulmasından sonra, 10-11 bin sene evvel ortaya çıktığı ve  ırktaşlarımız olan Akadlar’la Sümerler’in Orta Asya’dan değil, doğrudan doğruya 70 bin sene evvel Mu kıtasından çıkıp Hindi Çini, Burma, Hindistan yolu ile evvela Fırat deltasına ve müteakiben Mezopotomya arazisine  yerleştikleri anlaşılmaktadır.
Raporların etkileyici bilimselliğini sergilemek için, Mayatepek’in Capul Tepek Parkı’nı ziyaretinden sonra yazdığı son rapordaki şu sözler yeterlidir: ‘Capul Tepek, Aztek dilinde Çekirge Tepesi demektir. Çekirgeler Capul (yağma) ettiğinden, ‘çapul’un eski Türklere yağma manasında geçmiş olması muhtemeldir’. Güneş ayinlerini izleyen Mayatepek, aynı raporda, ‘Bunların aynen Mevleviler gibi, birbirine dokunmamaya itina ederek dönmeleri ve nısfiyelerin Hüseyni ve Hicazkari Kürdi çeşnisinde nameler çalması ve kudümlerin de Mevlevi temposu ile çalınması pek ziyade hayretime mucip olmakla, Mevlevi ayininin bütün teferruatının Güneş kültünden alınmış olduğundan şüphem kalmadı’ diye yazar.
Atatürk, Mayatepek’in James Churchward’ın çalışmaları hakkındaki bilgileri aktarmasından sonra kendisini Türkiye’ye davet etmiş, Ancak James Churchward’ın yaşı nedeni ile bu ziyareti gerçekleşememiştir. Ancak Atatürk çalışmalarını desteklemiş, O'nun kitaplarını Türkçe’ye çevirtmiş, bunun yanında da Maya kültürü ile Türk kültürü arasındaki folklorik bağlantıları incelemiştir.
Atatürk,çeviriler üzerinde uzun süre durup notlar almıştır. Özellikle insanın yaratılışı,Mu'nun insanlığın ana yurdu oldupu,nüfusunun 60 milyon olduğu,ilk insanın orada yaratıldığı,Mu'nun batış nedenleri ve göçleri,kolonileri; Orta Asya ,Uygurlar ve Türklerle ilgili kısımları altını çizerek okumuştur. Ayrıca Mu kökenli özel ad ve sıfatlar ve bunların öz Türkçe'yle karşılaştırılmaları,Mu'nun yönetim biçimi ve güneş enerjisinin aydınlatmada kullanılması gibi konulara eğilmiştir.
Atatürk'ün okuduğu James Churchward eserleri,Anıtkabir'deki Atatürk'ün kitaplarının bulunduğu bölümde durmaktadır.Kitapların Anıtkabir Kütüphane numaraları: ingilizceleri 188,200,1301,1302 numaralarda,çevirileri ise 1482 ,1483,1484 ve 1485 numaralarda kayıtlıdır.
Atatürk'ün bu eserleri okuduğunu gösteren en önemli belgelerden biri de " Özel işaretleri,uyarıları ve düştüğü notlar ile Atatürk'ü Okuduğu Kitaplar"(Gürbüz Tüfekçi,Ankara 1983 ,Türkiye İş Bankası Yayınları) isimli kitabın 376-395 sayfaları arasında yer almaktadır.Bu sayfalarda Atatürk'ün tercümeler üzerinde aldığı notlar bulunmaktadır.
Atatürk'ün özelliği,o yıllarda Türklüğün asıl yapısı ve geleceği adına kimsenin bilmediği ihtimallere uzanmış olmasıdır. Orta Asya'yı,insandlığın beşiği sayma duygusu içinde,o günlerin kervan yollarını da asla unutmamıştır. Bu duygularla kısacık hayatı içinde aynı hedefe dönük birçok yakınını görevlendirmiştir.Hasan Tahsin Mayatepek,Bedri Tahir Şaman,Remzi Oğuz Arık,Necip Asım Yazıksız,Zeki Velidisi Togan ilk akla gelen isimler arasındadır.
Atatürk'ün 6 ay gibi bir sürere Türkçe'yi Latin harflerine kavuşturacak kadar bilgili ve yetenekli oldugu düsünülürse, onun kesinlikle sıradan bir dilbilimci ve tarihçi oldugu düsünülemez. Öyleyse bu araştırmaları da sıradan bir merak olamazdı.O, neyi nerede arayacağını herkesten iyi biliyordu. Bugün Atatürk'ün gizli kalmış düşünceleriyle birlikte bu araştırmalar da Anitkabir'in sessizliğinde uyumaya devam ediyorlar. Eğer gerçekten var olduysa, Mu Kıtası'nın kalıntılarının Pasifik'in derinliklerinde durduğu gibi...

E. 
2012
Kaynakça:James Churchward Batık Kıta Mu'nun Çocukları
http://www.yarindansonra.com/mayatepek_incelemesi.htm